Pazartesi Stresinin Panzehiri

Muhtemelen zihninizden geçenler şu yöndedir. Pazartesi cuma olursa cumalar pazartesi olur sadece adları değişmiş olur diyeceksiniz ki haklısınız, fakat bir yandan da değilsiniz.

Genelde çoğumuz pazartesileri hiç sevmeyiz. Bunun sebebini çok düşünmeye gerek yok! Erken kalkma zorunluluğu mu desek cuma günü unuttuğumuz ama pazartesi oldu mu teker teker hatırlamaya başladığımız sorumluluklarımız mı desek yapılması gerekenler mi desek. Yazdıkça devamı çoğalarak gelecek birçok sebep sunabiliriz sanırım.

Pazar günü hava kararınca düşmeye başlayan stresimiz pazartesi günü iş çıkışına kadar geçmez. Hele o pazartesiler nasıl oluyorsa bitmek bilmez ve sakız gibi uzadıkça uzar. İş çıkış saati bir türlü gelmez. Resmen zaman bükülmesi yaşar insan. Bu histen çıkmadıkça bir çukur gibi seni çektikçe çeker içine, sen reddedersin o seni iyice çeker bir bakmışsın pazartesi gitmiş sendromun kendisi sen olmuşsun.

Pazartesiler Artık Cuma Oldu

Muhtemelen zihninizden geçenler şu yöndedir. Pazartesi cuma olursa cumalar pazartesi olur sadece adları değişmiş olur diyeceksiniz ki haklısınız, fakat bir yandan da değilsiniz. Öncelikle cuma günlerini neden sevmediğimizi düşünelim. Cuma demek kendimize, dostlarımıza, ailemize, hobilerimize tam tamına 2 gün boyunca zaman ayırabileceğimizi ve özgür olabileceğimizi hissettirir.

Erken kalkma zorunluluğun yok. İstersen tv karşısında bütün gün yatarsın istemezsen ormana gider koşarsın ya da sevdiğin arkadaşlarınla konsere gidersin ve ertesi günü düşünmeden sabaha kadar dans edersin. Ya da kimseyle yüz göz olmadan iki gün boyunca en sevdiğin kitabı okur, bütün gününü maket uçak yaparak geçirirsin. Çünkü sen özgürsündür. Şu işi yap, şu teslim edilecek, şu ödevin var, bankaya gidilecek veya devlet dairesinde yapılacak işlerin yoktur varsa da beklesin pazartesiyi dersin içinden.

Anda Kal Anı Yaşa

Hayatın bu yapmak ve yapmamaklar, kavuşmalar ve ayrılıklar, yapılan planlar ve beklenen yeni planlar arasında geçen zaman olduğunu unutuyoruz. Birçok kitapta veya sağda solda okumuşuzdur "anda kal, anı yaşa". Artık klişe bir cümle olduğunu düşünebiliriz ama aslında insanın korkularından sıyrılıp, zorunluluklarından sıyrılıp hayatta, yaşamda anda tutan cümlede bu klişenin ta kendisi.

Her ne yapıyorsak geçiştirmek için veya bitirmek için değil önce severek yapmalıyız. Zorunlu işlerimiz olabilir, istemediğimiz ödevlerimiz veya keyif almadığımız toplantılarımız olabilir. Unutmamak lazım ki ne yapıyorsak kendimiz için yapıyoruz. Ya daha iyi bir hayat sürebilmek için ya kendi ailemiz için ya kariyerimiz için. Sebep ne olursa olsun ucu dönüp dolaşıp bize dokunuyor. Hayat dediğimiz hep özgür anlardan oluşsa bu sefer uğraşı olanlara özenip, biz de bir şeyler yapmanın, başarmanın özlemeni çekeceğiz. Unutmayın ünlüler bu yüzden depresyona bile giriyor.

Bakış açını değiştirip hayata zorunluluklar olarak değil de oynadığımız bir oyun, rol olarak bakarsak pazartesileri bir sendrom olarak görmekten çıkmaya başlarız. Unutmayın her şey dengeli haliyle güzel, en sevdiğiniz yemeği üst üste en fazla kaç defa yiyebilirsiniz veya hiç kalkmadan kaç ay tv izleyebilirsiniz? Son zamanlarda okuduğum ve Best Seller olarak satılan "Ikigai-Japonların Uzun ve Mutlu Yaşama Sanatı’nda da bahsedildiği gibi amacı olmayan insan veya emekliye ayrılmış insanlar bir amacı olan insanlardan daha önce ölüyorlarmış.

Amacını Bul Pazartesileri Suçlama

Bana diyebilirsiniz ki çalışmak zorundayım ve hiç sevmediğim bir işteyim ben Pollyanna mıyım? Olmuyor işte bakış açımı değiştiremiyorum. Rahat olun çünkü hepimiz insanız ve hepimiz benzer duyguları yaşıyoruz, deneyimliyoruz. Söyle söyleyin kendinize bu hafta pazartesi sendromu yok.

Böyle bir düşünce içindeyseniz sizi neyin mutlu ettiğini düşünün. Hobiniz mi, kitap okumak mı, spor mu, bahçe ile uğraşmak mı ve bunun üzerine eğilin. Amacınızı bulduktan sonra bunu işe dönüştürmenin yollarını arayın. Bu hayata kendimiz için geliyoruz ve dümende duran biziz, siz nereye doğru dümeni kırarsanız geminiz o yolda ilerleyecektir. Hatta bana güvenin bu düşünce ile ilerlediğiniz zaman hepimizin en zorlandığı erken kalkma mevzusu bile rafa kalkacak. Saat çalmadan siz pazartesiye çoktan başlamış olacaksınız.

Yazar: Çağla Daş

Subscribe to Enstitü Blog - Teknoloji, Eğitim ve Değişim Üzerine

Don’t miss out on the latest issues. Sign up now to get access to the library of members-only issues.
jamie@example.com
Subscribe